ASO Başkanı Seyit Ardıç: Uzun vadeli insan ve doğa merkezli politikalar öncelikli olmalı

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, yeni yasama ve yürütme döneminde uzun vadeli insan ve doğa merkezli politikaların hayata geçirilmesi, liyakatin önceliklendirildiği bir bürokrasi anlayışı, ileri ve nitelikli eğitim, hızlı ve etkin adalet mekanizması ve yüksek katma değer üreten gelişmiş bir ülkeye dönüşmenin en önemli beklentileri arasında olduğunu söyledi.

ASO’nun 2. ve 3. OSB nisan ayı Meclis toplantısı ASO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda Petrol ve Kimya Komite Üyesi İbrahim Ethem Özden’in tanıtılmasının ardından gündem maddeleri görüşe sunularak, oy birliği ile kabul edildi. Ardından bir konuşma yapan Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girilirken Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşmak için gidecek çok yol, yapılacak çok iş olduğuna dikkati çekti.

“Yüksek katma değer üreten gelişmiş bir ülkeye dönüşmemiz en önemli beklentilerimiz arasındadır”

Ardıç, atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

“Yeni yasama ve yürütme döneminde yüce milletimizin mutluluğunu ve refahını gözeten, uzun vadeli insan ve doğa merkezli politikaların hayata geçirilmesi; sadakatin değil, liyakatin önceliklendirildiği bir bürokrasi anlayışının hakim olması; evrensel hukuk kurallarının işlediği ileri ve nitelikli eğitimin, hızlı ve etkin adalet mekanizmasının mevcut olduğu, yüksek katma değer üreten gelişmiş bir ülkeye dönüşmemiz, en önemli beklentilerimiz arasındadır.”

Ekonomik kalkınmanın ülke kaynaklarının en verimli üretim alanlarına tahsis edilmeye sağlandığını hatırlatan Ardıç, “Hep sanayileşmeden bahsediyoruz. Fakat nasıl bir sanayileşme? Eskinin ağır sanayi üretimi, yerini giderek daha esnek ve temiz üretim süreçlerine bırakıyor. Emek yoğun sanayiler, daha teknoloji yoğun üretim süreçleri ile yer değiştiriyor. Teknoloji yoğunluğu arttıkça katma değer artıyor” diye konuştu.

“Pozitif büyüme rakamlarına ulaşmak tek başına yeterli bir gösterge değil”

Katma değeri yüksek ürünlerin imalatının arttırılması gerektiğini ifade eden Ardıç, “İhracatımız artsa bile, ithalatımızı finanse edemeyiz. Yoksullaştıran büyüme yaşarız. Nitekim dış ticaret hadlerinde aleyhimize olan tablo, 2020 yılının son çeyreğinden beri bu durumu gösteriyor. Büyüyoruz, 10 çeyrek üst üste pozitif büyüme rakamlarına ulaşmayı başardık. Ancak maalesef borçlanarak büyüyoruz. O halde pozitif büyüme rakamlarına ulaşmak tek başına yeterli bir gösterge değil. İhracat artışları kaydetmemiz çok sevindirici, ancak daha fazlasını ithalata harcadığımız sürece bu da yeterli değil” dedi.

Ardıç, ekonomideki “en büyük problem” olarak nitelendirdiği enflasyonun yüksek seviyelerde olduğunu belirterek, “Yıllık enflasyon baz etkisi ile düşme eğiliminde olsa da aylık enflasyon 51 aydır artıyor. Her geçen gün hane halkının satın alma gücü azalırken, hayat şartları zorlaşıyor. Reel sektörün kararlarında belirsizlik oluşturuyor. Yüksek enflasyon ortamında tüketim harcamaları artarken, ithalat da çok yüksek düzeylerde gerçekleşiyor ve dış ticaret açığımız artıyor” ifadelerini kullandı. Enflasyonun çözümünün güven veren ekonomi politikası ve beklentilerin etkin bir şekilde yönetilmesi ile mümkün olduğunu aktaran Ardıç, doğru zamanda doğru hamlelerle kararlı bir duruşun enflasyon sorununu çözeceğini dile getirdi.

‘Beyin göçü’ uyarısı

Beyin göçü üzerine yayımlanan bir çalışmada Türkiye’den giden 12 bin akademisyenin bugün yurt dışında bilim ürettiğinin belirtildiğine atıf yapan Ardıç, şunları söyledi:

“Hekimlerimiz de artan bir grafikle yurt dışına göç ediyor. Uzun yıllarını mesleklerini öğrenmeye vakfetmiş, eğitimlerine önemli maliyetler sarf edilerek profesyonel düzeye ulaşmış nitelikli insanlarımızı, beşeri sermayemizi diğer ülkelere kaptırıyoruz. Hazır yetişmiş meslek profesyonellerimize Avrupa ülkeleri, Amerika kapılarını açıyor, bu sayede verimlilik artışı yakalıyorlar. Asıl bizim kendi ülkemizde beşeri sermayemizi yükseltmemiz gerekirken, yetişmiş insanlarımızın gitmesi, yani akıl gücümüzün göçü, potansiyel verimlilik kazanımlarımızı azaltıyor. Aklımızı, akıllı gençlerimizi kaybediyoruz.”

“Çin ve Hindistan gibi son yıllarda bilgi ve teknoloji yoğun mal ve hizmet üretiminde ön planda olan ülkeler Türkiye ekonomisi açısından bir örnek olabilir”

Beyin göçünün beyin gücüne çevrilmesi gerektiğini söyleyen Ardıç, “Günümüzde birtakım ülkeler diasporalarıyla yani yurt dışındaki vatandaşları aracılığıyla kalkınmalarında ciddi farklar oluşturmaya başladılar. Çin ve Hindistan gibi son yıllarda bilgi ve teknoloji yoğun mal ve hizmet üretiminde ön planda olan ülkeler, Türkiye ekonomisi açısından bir örnek olabilir. Söz konusu ülkeler bu başarı için ‘diaspora’ seçeneğini etkin bir şekilde kullanıyorlar. Diaspora seçeneğinde beyin göçünde farklı bir yaklaşım ortaya çıkmakta, fiziksel anlamda ülkelerini terk etmeksizin, fikirsel anlamda anavatanlarına katkı sağlamaktadırlar. Göçmenlerin anavatanı ile olan ilişkilerinin artması, göç edilen ülkede kazanılan bilgi, beceri ve deneyimlerin aktarılmasıyla göç veren ülkelerin ekonomik gelişmesine önemli katkılar sağlayacaktır. Göç veren ülkelerin vatandaşları geriye dönmeseler bile, yaşadıkları ülke ile kendi ülkeleri arasında ticaret, iş, teknoloji transferi, akademik iş birliği gibi çeşitli ağlar yoluyla katkılar yapacaklardır” değerlendirmesini yaptı.

“Eğitimin kalitesinin artmasını sağlamalıyız”

Türkiye’de her şehirde en az bir üniversite olmasının eğitimde fırsat eşitliği anlamında önemli bir gelişme olduğunu aktaran Ardıç, “Üniversiteler bulunduğu kentlerde sosyal dönüşümün sağlanmasında çok önemli katkılar sağlamaktadır. Diğer taraftan üniversitelerdeki nüfus yoğunluğu ise eğitim kalitesini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ülkemizde akademik personel başına düşen öğrenci sayısı Almanya’dan iki kat fazla. Ülkemizde daha fazla sayıda öğrenciye daha düşük oranda öğretim üyesiyle üniversite öğretimi sağlıyoruz. 8 milyona yaklaşan üniversitedeki öğrenci sayısı ile övünmek yerine eğitimin kalitesinin artmasını sağlamalıyız” dedi.

Ardıç, herkesin üniversite okumasına gerek olmadığını anlatarak, sınav başarısına göre en üst dilimde yer alan öğrencilerin üniversitede eğitim alması, geri kalan öğrencilerin ise özellikle teknik okullara, meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına ilgisinin arttırılmasının sorunların çözümüne katkı sunacağını ifade etti. – ANKARA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir